İnternet Sansürü: Küresel Bir Tehditin Teşhisi

Dr. Navid Yousefian, küresel sansür önlemlerinin arkasında kimlerin olduğunu ve amaçlarının ne olduğunu analiz ediyor: 1. Bölüm

3 dk. okuma
Censorship Resistance with NymVPN.webp
Paylaş

Nym, dünya genelindeki sansürün durumuna dair en yeni araştırmasını sunmaktan gurur duyuyor. “Sınır Tanımayan Sansür: Batı ve Doğu Mitini Çözümlemek” adlı kapsamlı rapor, iki bölüm halinde yayımlanacak. Tam raporu buradan okuyabilirsiniz.


İnternetin ilk yıllarında birçok akademisyen ve politika yapıcı, dijital ağların sınırları ortadan kaldıracağını ve bilgiyi dünya çapında serbestçe dolaştırarak devlet sansürünü zayıflatacağını ve bilgiye erişimi demokratikleştireceğini düşünüyordu. Siber-özgürlükçüler ise interneti, ulusal sınırların ve otoriter kısıtlamaların olmadığı bir alan olarak hayal ediyordu. Buna karşılık, siber‑korumacı ve siber‑gerçekçi yaklaşımlar, devletlerin ve güçlü özel çıkarların interneti kontrol etmenin ve yönlendirmenin yollarını bulacağını (tıpkı geleneksel basın ve yayın araçlarında olduğu gibi) öngörüyordu. Son 30 yılın deneyimleri ise ikinci görüşü doğruladı: çevrim içi sansür sadece varlığını sürdürmekle kalmadı, aynı zamanda geleneksel yöntemlerden farklı yeni araçlar ve biçimlerle gelişti.

Geleneksel sansür genellikle yayından önceki incelemeler, kitap yasakları, gazetelerin kapatılması, fiziksel gözdağı veya matbaalara el konulması gibi yöntemlerle uygulanırdı. Günümüz dijital sansürü ise bu bariz ve yerel yöntemlerin çok ötesine geçiyor. İnternetin hızı, ölçeği, küresel erişimi ve algoritmik sıralama mekanizmaları gibi benzersiz özelliklerini kullanarak bilgi kontrolünü sağlıyor. Devlet aktörleri artık merkezi “güvenlik duvarları” ve teknik filtreleme sistemleriyle internetin geniş alanlarını engelleyebiliyor; Çin’in “Büyük Güvenlik Duvarı” ve yakın zamanda Rusya’nın internet egemenliği önlemleri bunun örnekleri. Devlet dışı aktörler ise, aşırı gruplardan şirket lobilerine kadar organize dezenformasyon kampanyaları yürütmek veya platformlara belirli konuları geri plana atması için dolaylı baskı yapmak gibi daha ince yollarla etkide bulunabiliyor.

Örneğin, 2012 ile 2019 yılları arasında Rus yetkililer, mahkeme kararı olmaksızın 4,1 milyondan fazla internet kaynağını engelledi. Bu, bir devletin dijital erişimi ne kadar kolay şekillendirebileceğini gösteriyor. Benzer şekilde, Türkiye’nin 2017’de Wikipedia’yı yasaklaması, temel bilgiye erişmeye çalışan kullanıcıları ani ve yasal olarak uygulanan engellerle karşı karşıya bıraktı. Bu durum, tüm bilgi alanlarının bir anda kapatılabileceğini ortaya koyuyor.

Son yıllarda, otoriter eğilimli devletler sansür yöntemlerini geliştirdikçe, bu yöntemler uluslararası alana da yayılmaya başladı. Günümüz sansürü artık yalnızca kitlesel tutuklamalar veya gazetelerin topluca kapatılması gibi kaba güç yöntemlerine dayanmakla kalmıyor; aynı zamanda kapsamlı gözetim altyapıları ve ince algoritmik müdahaleler yoluyla da kendini gösteriyor. Örneğin, Çinli firmalar Hikvision ve Huawei’nin gözetim ekipmanları artık dünya genelinde onlarca ülkede kullanılırken, Rusya’nın SORM uyumlu teknolojisi eski Sovyet ülkeleri ve ötesinde sessizce yayılıyor. Anahtar kelimeye dayalı engellemelerden muhalif seslerin stratejik olarak geri plana atılmasına kadar uzanan bu küresel bilgi kontrolü tekniklerinin yayılması, sansürün sınırlarının artık sadece ulusötesi olmakla kalmayıp, aynı zamanda teknoloji ihracatı ve etki politikalarının siyasi ekonomisine derinden gömüldüğünü gösteriyor.

Ancak bu yaklaşım, Batı demokrasilerinin de yanlış bilgiyle mücadele etmek ve dijital platformları daha sorumlu hâle getirmek için adımlar attığını görmezden geliyor. Oysa bu adımlar, demokrasiye ve dezavantajlı gruplara verilen zararları azaltmak için önemlidir. Bu girişimler, ifade özgürlüğü üzerinde beklenmedik etkiler yaratabileceği sorusunu da gündeme getiriyor ve “özgür Batı” ile “otoriter Doğu” arasındaki basit ikiliği sorgulatıyor. ABD’de TikTok’un yasaklanması tartışmaları gibi son örnekler gösteriyor ki, kullanıcı verilerine erişim ve uyum sağlama konuları sadece Doğu ülkelerinin sorunu değil. Batılı devletler de ekonomik ve güvenlik gerekçeleriyle platform davranışlarını etkilemeye ve çevrim içi ifade özgürlüğünü sınırlandırmaya çalışabiliyor.

Batı demokrasilerinde sansür mekanizmaları zamanla daha örtük ve teknoloji odaklı hâle gelmiştir. Almanya’da 2018’de yürürlüğe giren NetzDG yasası bu dönüşümün iyi bir örneğidir. Sosyal medyada nefret söylemi ve yasa dışı içerikle mücadele etmek amacıyla hazırlanan bu yasa, içeriklerin kısa süreler içinde kaldırılmasını zorunlu kılar ve kurallara uymayan platformlara yüksek para cezaları öngörür. Kullanıcıları zararlı içerikten korumayı amaçlasa da, eleştirmenlere göre bu durum aşırı içerik kaldırılmasını teşvik etmekte ve özellikle azınlıkların ya da muhalif görüşlerin meşru ifade özgürlüğünü bastırmaktadır.

A Simplistic Index Overlooking the Complexities of Soft Censorship
Earlybird-email banner (1).webp

umuşak Sansürün Karmaşıklıklarını Göz Ardı Eden Basit Bir Endeks

Algoritmalar yoluyla yapılan müdahaleler, örneğin gizli yasaklar, seçilmiş içerik akışları ve içeriklerin daha düşük sıralarda gösterilmesi, demokratik toplumlarda sansürün önemli bir yolu haline gelmiştir. “Kalite kontrol” veya “kullanıcı deneyimini geliştirme” adı altında yapılan bu gizli müdahaleler, özellikle hükümet talepleri veya düzenleyici kurumların yönlendirmeleriyle, muhalif sesleri ve eleştirel içerikleri sistematik olarak dışlayabilir. Ayrıca algoritmaların nasıl çalıştığı konusunda şeffaflık olmaması, vatandaşların paylaşımlarının görünmez hale getirildiğini veya ifadelerinin kısıtlandığını fark etmemesine yol açar. Bu durum, sessizce otoriter tarzda bir kontrol uygulayan gizli bir ifade hiyerarşisi yaratır.

Dijital çağda sansürün değişen yapısı

Geleneksel sansür genellikle doğrudan ve kolayca fark edilebilirken, çevrim içi sansür daha gizli ve izlenmesi zor olabilir. İnternetin küresel yapısı, farklı düzeylerde ve çeşitli biçimlerde müdahalelere imkan tanır:

  • Teknik sansür, internet altyapısına doğrudan müdahaleyi ifade eder. Buna DNS engelleme, IP filtreleme ve siyasi ya da kültürel olarak hassas içerikle ilişkili trafiği tespit edip durdurmak için Derin Paket İnceleme (DPI) kullanımı dahildir. Klasik sansürde gazetelerin basımına el konulurken, günümüzde rejimler belirli bölgelerde interneti yavaşlatabilir veya bağlantıyı tamamen kesebilir. Örneğin, Rusya, Çin ve İran’da huzursuzlukları bastırmak amacıyla bölgesel olarak mobil veri hizmeti kesintiye uğratılmıştır.
  • Algoritmik ve Platform Düzeyinde Kontroller: Sosyal medya platformları, arama motorları ve uygulama mağazalarını işleten özel şirketler, hangi içeriklerin görünür, popüler veya “önerilen” olacağını belirleyen moderasyon politikaları uygular. Bazen bu, şirketin değerlerini ve marka imajını korumaya yönelik gönüllü “topluluk kuralları” ile yapılır. Ancak bazen de devlet baskısı söz konusudur; örneğin yabancı teknoloji şirketlerinin yerel yasalar doğrultusunda hangi içeriklere izin verileceğine uymaya zorlanması veya piyasa koşullarının belirli görüşleri desteklemesi gibi. Örneğin, Rusya modeli yasal zorunluluklar ve internet servis sağlayıcıları ile platformlara uygulanan resmi olmayan baskıların birleşimine dayanır. Çin’de ise platformlar, devletin tercihleri doğrultusunda söylemi yönlendirmek için “içerik denetçileri” veya “50 cent party” olarak bilinen yorumcuları kullanır. Batı ülkelerinde algoritmik müdahale genellikle daha gizli biçimde işler. Örneğin, Facebook 2021’de Haber Kaynağı’nda siyasi içeriklerin görünürlüğünü azaltma kararı aldı; bu, hem aktivist kampanyaların hem de bağımsız medya kuruluşlarının görünürlüğünü düşürdü ve platformun içerik moderasyonu altında kamu söylemini sessizce yönlendirebilme gücü hakkında endişeler yarattı.
  • Oto-sansür ve Davranış Üzerindeki Etkisi: Önceki sistemlerde bir kişinin susması genellikle tutuklanma veya şiddet gibi somut tehditlerle sağlanırken, dijital çağda kullanıcılar kendi kendilerini sansürleyebilir. Bunun nedeni sürekli gözetim, kimlik kayıt zorunlulukları veya platform moderasyonundaki belirsizliktir. Örneğin, Rusya’daki aşırıcı materyallerle ilgili yasalar veya Çin’de altüst edici içerikle ilgili belirsiz ama sıkı uygulanan kurallar, kullanıcıların kısıtlamaları içselleştirmesine yol açar. Batı ülkelerinde de gölge yasaklama veya algoritmaların içeriklerin görünürlüğünü düşürmesi korkusu, kullanıcıların ana akım olmayan, eleştirel veya siyasi içerik paylaşmasını engelleyebilir. Bu örtük sansür biçimi, bireylerin tartışmalardan kaçınarak kendi ifadelerini denetlemesine neden olur; böylece kullanıcılar görünürlüklerini ve erişimlerini korumak için tartışmalı konulardan uzak durur ve bu durum daha açık otoriter rejimlerdeki baskı etkilerini sessizce tekrarlar.

Son on yılda, küresel bağlantının artmasına rağmen sansür yöntemleri daha karmaşık ve sofistike hâle gelmiştir. Hükümetler ulusal güvenlik ve kültürel bütünlük gerekçeleriyle denetim araçlarını genişletirken, özel platformlar dezenformasyon ve nefret söylemiyle mücadele amacıyla içerik denetimi uygulamaktadır. Bu durum, devletler, şirketler ve sivil toplum grupları gibi farklı aktörlerin ifade sınırlarını sürekli zorladığı, oldukça karmaşık bir ortam yaratmıştır.

Çevrim içi sansürü incelemek şu anda birkaç nedenle hayati önem taşımaktadır. Birincisi, dijital iletişim teknolojilerinin sosyal, ekonomik ve politik yaşamın her alanına giderek daha fazla girmesi, bilgi kontrollerinin etkisini büyütmektedir. İkincisi, demokrasiler dezenformasyon ve aşırıcı içeriklerle mücadele ederken, meşru içerik denetimi ile ince sansür arasındaki sınırlar bulanıklaşmakta ve bu müdahalelerin ayrıntılarını anlamak zorunlu hâle gelmektedir. Üçüncüsü, ağ bağlantılı otoriter rejimler sansür yöntemlerini geliştirip bazen başka ülkelere ihraç edebildiği veya benzer kontrollerin uygulanmasına ilham verdiği için, bu yöntemleri anlamak açık ve özgür bir küresel bilgi ortamını korumak açısından kritik öneme sahiptir.

Bu raporda geliştirilen analitik çerçeve, sansürü bir süreklilik içinde ele alacaktır. Bir tarafta, tam internet kesintileri, yasaklı web siteleri ve yasaklı bilgilere erişim nedeniyle cezai sorumluluk gibi “sert sansür” örnekleri yer alır. Diğer tarafta ise, belirli konuların algoritmalarla düşük sıralara düşürülmesi, aktivistlerin gölge yasaklanması ve hükümet talebiyle uygulamaların mağazalardan sessizce kaldırılması gibi “yumuşak sansür” biçimleri bulunur. Bu iki taraf arasında hibrit biçimler bulunur. Örneğin, “aşırıcı” olarak işaretlenen içeriklerin kamu kara listelerine alınması, şirketlerin yerel sansür yasalarına uyması için veri saklama uygulamalarının zorunlu hâle getirilmesi ve platform politikalarının siyasi baskı veya piyasa şartlarına göre sürekli değiştirilmesi bu biçimlere örnektir.

Dijital çağda sansür kavramı, tarihsel köklerinden ayrı düşünülemez. Analogdan dijitale geçiş, önceki sansür stratejilerini ortadan kaldırmak yerine onları dönüştürmüş; sansürü hem çok daha ucuz, hem esnek hem de gizlenmesi çok daha kolay bir hâle getirmiştir. Erken internet yönetimi araştırmaları, Çin’in “Altın Kalkan”ı (Great Firewall) gibi uygulamaların küresel ölçekte emsal teşkil edeceğini öngörmüştür. Daha sonraki çalışmalar, Rusya’nın internet yasaları, Avrupa’nın “sahte haber”le mücadele girişimleri ve ABD’de platform sorumluluğu tartışmaları üzerinden göstermiştir ki, hem devletler hem de büyük şirketler, güvenlik ve jeopolitik çıkarlarını korumak için eski baskı yöntemlerini dijital alana taşımaktadır. Bu nedenle günümüz tanımları, sansürün eskiden ağır, hantal ve maliyetli bir araç olduğunu, günümüzde ise algoritmalar, platform politikaları ve sosyal normlar sayesinde aynı sonuçların çok daha gizli ve etkili biçimde elde edilebildiğini gösteriyor. Çin ve Rusya gibi ülkelerdeki açık ve baskıcı sansür sistemleri üzerine sayısız araştırma yapılmış olsa da, Batı ülkeleri giderek “yumuşak” sansür araçlarına yönelmektedir. Algoritmalarla belirli içeriklerin görünürlüğünün düşürülmesi veya platformların sınırda kalan içerikleri kaldırmaya zorlanması gibi yöntemler, adeta görünmez bir el aracılığıyla ifade özgürlüğünü daraltmakta ve yasal bir iz bırakmadan kullanıcıların neyi söyleyip söyleyemeyeceğini belirlemektedir.

Çevrim içi sansürün temel dinamikleri

Siyasi motivasyonlar

Birçok sansür rejiminin arkasında açık ve sert siyasi gündemler yatar. Otoriter yönetimler, çevrim içi sansürü iktidarlarını tahkim etmek, muhalefeti bastırmak ve kamu algısını manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Çin’de, parti-devletin devasa Büyük Güvenlik Duvarı, açık yöntemler (web sitelerini engellemek, anahtar kelimeleri filtrelemek) ile ince yöntemleri (politik açıdan hassas içeriklerin algoritmalarla görünürlüğünü düşürmek) bir araya getirerek, anlatıyı tamamen kontrol eden tepeden inme bir sansür mekanizması oluşturur. Rusya ise dijital otoriterlikte yeni bir model olarak, yasalar, internet servis sağlayıcılarıyla kurulan kamu-özel iş birlikleri ve büyük platformların kontrolünü kullanarak benzer bir kontrol sağlar. Bu yöntemler, Bolotnaya Meydanı protestoları gibi toplumsal mobilizasyonları engellemeye ve siyasi liderliği eleştirmeyi caydırmaya hizmet eder. Dijital otoriterlik giderek daha da agresifleşmiş, çevrim içi “aşırıcı” paylaşımlar nedeniyle yüzlerce insan yargılanmıştır. 2011-2017 arasında 280 ve 282. Maddeler uyarınca tam 604 dava açılmış bu da geniş çaplı ve sistematik sansür için yasal bir zemin yaratmıştır.

Bu tür uygulamalar yalnızca açık otoriter rejimlerle sınırlı değildir. Bazı araştırmacılar, sözde demokratik ülkelerde de çok daha ince ve gizli siyasi sansür biçimlerinin yaygın olduğunu vurgular. Batı demokrasileri ve geçiş sürecindeki ülkeler, aşırıcı içerik veya yabancı dezenformasyonla mücadele adı altında içerik moderasyonu politikaları uygular; bu durum şeffaflık ve adil yargılama süreçleri konusunda ciddi soru işaretleri doğurur. Ulusal güvenlik veya kamu güvenliği gerekçeleriyle haklı gösterilse de, bu önlemler kolayca belirli görüşleri siyasi çıkar uğruna bastırmaya dönüşebilir. Bu gerilim, küresel internet yönetimi kurumları üzerine yapılan araştırmalarda da kendini gösterir; devletlerin dijital tehditlere verdiği yanıtlar büyük ölçüde iç siyasetin etkisi altındadır. Örneğin, seçim dönemlerinde belirli haber kaynaklarının engellenmesi veya içerik akışının manipüle edilmesi, hem otoriter hem de yarı-rekabetçi rejimlerde yaygın bir şekilde görülür. Bu durum, sansürün siyasi motivasyonlarının basit kategorilerle sınırlı olmadığını ve demokratik maskenin ardında bile sert kontrol mekanizmalarının işlediğini açıkça ortaya koyar.

İran’ın çevrim içi sansür yapısı, siyasi motivasyonları anlamak açısından bir başka keskin bakış açısı sunar. Çin ve Rusya gibi İran da, ulusal güvenlik ve rejim istikrarı gerekçesiyle çevrim içi içerikleri sıkı biçimde izler ve kontrol eder. Devlet, yabancı platformları engellemek, mesajlaşma uygulamalarına sıkı denetimler getirmek ve devlet onaylı ulusal bir intranet geliştirmek gibi kapsamlı önlemler uygular. İran’ın hedefleri, diğer otoriter devletlerle benzerlik gösterir: çevrim içi protesto koordinasyonunu önlemek ve muhalif sesleri bastırmak. Ancak İran’ın sansür paradigması, aynı zamanda dini ve kültürel faktörlerin etkisiyle daha da sert ve karmaşık bir siyasi hesaplamaya dayanır; böylece devlet hem politik hem de ideolojik kontrolü elinde tutar.

Bu siyasi gündemler yayıldıkça, Çin’in sofistike güvenlik duvarı ve Rusya’nın yasal mekanizmalarından ilham alan Mısır veya Tanzanya gibi ülkelerin benzer düzenlemeleri ve teknolojileri uygulamaya başladığı görülüyor. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, Pekin’in sansür ve gözetim teknolojilerini stratejik bir araç olarak başka ülkelere ihraç etmesine olanak tanıyor. Bu teknolojiler arasında yüz tanıma sistemleri, yapay zekâ destekli trafik yönetim araçları ve veri yerelleştirme zorunlulukları yer alıyor ve Çin, kendi sansür modelini kopyalamak isteyen devletlere bunları doğrudan sunuyor. Rusya ise Bağımsız Devletler Topluluğu aracılığıyla SORM temelli izleme ve müdahale yasalarının Belarus, Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkelerde aynen uygulanmasını sağlıyor. Bu ulusötesi yayılma, sansür rejimlerinin ekonomik ve diplomatik ilişkiler üzerinden hareket ettiğini ve siyasi etkilerini tek bir ülkenin sınırlarını aşacak şekilde bilgi kontrolüne dönüştürdüğünü açıkça gösteriyor.

Batı demokrasilerinde sansürün siyasi motivasyonları, çoğu zaman dezenformasyonla mücadele gibi masum bir gerekçenin arkasına gizlenir. “Sahte haber” veya “terör propagandası”na yönelik yasalar, siyasi elitlerin ve güçlü bağlantılara sahip aktörlerin platform politikalarını kendi çıkarlarına göre şekillendirmesine ve platformları, egemen çıkarları rahatsız eden içerikleri kaldırmaya zorlamasına olanak tanır. Batı’daki bu ince ve sinsice yürütülen içerik yönlendirmesi, otoriter devletlerde görülen doğrudan engelleme taktikleri kadar siyasidir. Farkı, her şeyin yasallık ve şirket uyumu maskesi altında yürütülmesidir. Bu durum, açık toplumların dijital alanlarda gerçekten özgürlükçü ve bağımsız olduğunu varsayan anlayışı temelden sarsar.

Kültürel, Dini ve Sosyal Faktörler

Kültürel ve dini normlar, siyasi önceliklerle birleşerek sansür mekanizmalarını güçlendirir ve derinleştirir. Çin’de Falun Gong veya etnik azınlıklarla ilgili içeriklerin sıkı şekilde kısıtlanması buna örnek teşkil eder. Benzer biçimde, Rusya’da “dini inançları rencide eden” içeriklere karşı getirilen yasalar, kültürel değerlerle siyasi yaptırımlar arasındaki sınırın ne kadar ince ve belirsiz olduğunu ortaya koyar. “Aşırıcı” kabul edilen içerikler yalnızca radikal propagandayı değil, dini hicivleri, tarihsel yorum farklılıklarını ve ulusal inançla uyumlu siyasi liderler üzerine yapılan eleştirileri de kapsayabilir; böylece kültürel ve dini hassasiyetler, siyasi kontrolü pekiştiren bir araç hâline gelir.

İran, dini doktrinlerin dijital sansürü nasıl kökten şekillendirebileceğine dair çarpıcı bir örnek sunar. Ülkenin İslam Cumhuriyeti statüsü, çevrim içi kısıtlamalara yaklaşımını belirler: İslam ahlakı standartlara aykırı veya dini otoriteyi tehdit eden içerikler sistematik olarak filtrelenir ve engellenir. Burada kültürel koruma, dini meşruiyet ve ulusal kimlik iç içe geçmiş durumdadır. “İslama aykırı” değerleri teşvik eden web sitelerinin engellenmesi veya dini hassasiyetleri rencide eden içeriklerin bastırılması, kültürel ve siyasi kontrolü birleştirir; sansür yalnızca tepeden inme bir otorite uygulaması değil, aynı zamanda toplumun belirli kesimlerinin ahlaki beklentilerini de güçlendiren bir mekanizmadır. Hükümet, Telegram ve WhatsApp gibi mesajlaşma uygulamalarını defalarca engelleyerek, politik açıdan hassas içerikleri susturmayı dini ve ahlaki gerekçelerle meşrulaştırmıştır. Facebook, Instagram, X ve YouTube gibi uygulamalar da tamamen bloke edilmiş ve yalnızca VPN aracılığıyla erişilebilir hâle gelmiştir. Ironik bir şekilde, milyonlarca İranlı bu platformları VPN ile kullanmaya devam etmekte; bazı VPN’lerin hükümet tarafından satıldığı veya örtülü olarak izin verildiği bildirilmektedir. Bu durum, sansürün ve erişim kontrolünün perde arkasında karmaşık iş birlikleri ve karşılıklı çıkar ilişkilerinin olabileceğine dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Kültürel ve dini zorunlulukların devlet sansürüyle birleşmesi, herhangi bir bölgeyle sınırlı değildir. İran’ın “Ulusal Bilgi Ağı” kısmen Çin’in danışmanlığıyla kurulmuş ve İslami ilkeler, Çin modeline benzer şekilde sıkı denetim altında tutulan bir bilgi sistemiyle uyumlu hâle getirilmiştir. Daha seküler bağlamlarda, örneğin Latin Amerika’nın bazı bölgelerinde, kültürel değerler kamu güvenliği maskesi altında gözetimi ve kontrolü meşrulaştıran anlatılarla kendini gösterir. Çin’in sağladığı “güvenli şehir“ çözümleri, kalabalıkları izlemek, itaatsiz davranışları tespit etmek ve toplumsal normları sessizce uygulamak için kullanılır. Bu da, evrensel dini yasaların olmadığı yerlerde bile paylaşılan kültürel veya ahlaki değerlerin hangi içeriklerin engellenip bastırılacağını belirlemede güçlü bir araç olabileceğini gösterir.

Açıkça otoriter olmayan toplumlarda bile kültürel ve sosyal baskılar kendini gösterebilir. Sosyal medya platformları, kullanıcı şikâyetleri veya medyanın tepkisi üzerine nefret içerikli veya saldırgan sayılan içerikleri kaldırabilir. Bu tür moderasyon iyi niyetli olsa da, algoritmalar ve içerik denetleyicilerinin karar süreçlerine yerleşmiş kültürel önyargılar konusunda ciddi soru işaretleri yaratır.

Ekonomik ve kurumsal etkiler

Ekonomik faktörler, çevrim içi sansürün şekillenmesinde kritik bir rol oynar. Kullanıcı verilerini paraya dönüştüren gözetim kapitalizmi, içerik önerilerini etkileşim ve reklam gelirlerini artıracak şekilde şekillendirerek sessiz ve ince sansürün ortaya çıkmasına yol açar. Bu süreç çoğu zaman farklı veya muhalif görüşlerin görünürlüğünü azaltır. Araştırmacılar, şirketler ile devlet düzenlemeleri arasındaki etkileşime dikkat çeker; teknoloji firmaları genellikle pazara erişimlerini sürdürmek için yerel sansür yasalarına uyar. Çin’de Tencent, Baidu ve Alibaba gibi yerli şirketler, sansürü uzun yıllardır işleyişlerinin doğal bir parçası olarak benimsemiş durumdadır. Uluslararası firmalar ise pazara girebilmek için zaman zaman veri yerelleştirme veya içerik kaldırma gibi tavizler vermeyi kabul eder. Örneğin, LinkedIn 2021’de Çin’de Batılı gazetecilerin profilleri de dahil bazı içerikleri sansürleyerek Çin yasalarına uymayı seçti. Ancak artan düzenleyici baskılar ve sınırlı faaliyet imkânları nedeniyle platform, sosyal ağ özelliklerini 2021’de kapatmasının ardından 2023 Ağustos’ta Çin pazarından tamamen çekildi ve iş odaklı uygulaması InCareer de kapatıldı.

Rusya’nın veri yerelleştirme yasalarını zorunlu kılması ve bu kurallara uymayan platformları engellemesi, ekonomik çıkarların, büyük kullanıcı kitlelerine erişim ve reklam gelirleri gibi, şirketleri hükümet taleplerine boyun eğmeye zorlayabileceğini ortaya koyuyor. Demokratik ülkelerde de yerel düzenlemelere uyma baskısı benzer şekilde güçlüdür. Örneğin, Brezilya’da siyasi dezenformasyonun yayılmasında rol oynayan X, eski adıyla Twitter, ülke çapında yasaklandı; bu durum, şirketi içerikleri kaldırmaya veya faaliyetlerini tamamen durdurmaya mecbur bıraktı ve Batı’da bile devletin taleplerine karşı gelmenin ciddi ve doğrudan sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. Benzer şekilde, Telegram’ın kurucusu Pavel Durov, platformun içerik moderasyonu için hükümet taleplerine uyması sonrası Fransa’da tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Bu örnekler, uyum baskısının yalnızca otoriter rejimlerle sınırlı kalmadığını ve ekonomik ile hukuki çıkarların şirketleri tüm dünyada sansürü uygulamaya yönlendirdiğini açıkça ortaya koyuyor.

Ekonomik çıkarlar durumu daha da karmaşık hâle getiriyor. Çinli teknoloji devleri ZTE ve Alibaba ile Rus şirketleri Protei ve VAS Experts, büyümek için yabancı pazarlara bağımlı. Bu şirketler yalnızca CCTV kameraları veya DPI (Derin Paket İnceleme) sistemleri gibi donanımı ihraç etmekle kalmıyor, aynı zamanda danışmanlık ve eğitim hizmetleri sunarak küresel etkilerini artırıyor ve daha sıkı içerik kontrolünü normalleştiriyor. Örneğin, Çinli Meiya Pico tarafından düzenlenen dijital adli bilişim atölyeleri, Arjantin’den Özbekistan’a kadar kolluk kuvvetlerini eğitiyor. Bu eğitimler, şirket-devlet iş birliğinin çarpıcı bir örneğini oluşturuyor: devletler gelişmiş kontrol araçları ve pratik bilgi elde ediyor, şirketler büyük kazançlar ve küresel pazar etkisi sağlıyor, ve meşru siber suçla mücadele ile siyasi amaçlı baskı arasındaki sınır giderek tamamen belirsizleşiyor.

Özetle, çevrim içi sansürün arkasındaki siyasi, kültürel ve ekonomik faktörler karmaşık ve çok katmanlı bir yapı oluşturur. Hükümetler, rejimlerini korumak ve muhalefeti susturmak için sansürü araç olarak kullanırken, dini ve kültürel normlar, hangi ifadelerin kabul edilebilir olduğunu belirler ve toplumsal kontrolü pekiştirir. Ekonomik çıkarlar da şirketleri politikalarını devlet taleplerine uyacak şekilde şekillendirmeye zorlar; uyum göstermeyenler pazar payını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. Ancak sansür yalnızca devlet gücünün bir aracı değildir. Yasal zorunlulukların ötesinde, tamamen ticari motivasyonlar da içerik kontrolünü yönlendirir. Örneğin, Batı ülkelerindeki internet servis sağlayıcıları, yabancı içeriklerin hızını düşürebilir veya daha kârlı platformları öne çıkarabilir; bu tamamen operasyonel maliyetleri düşürme ve kazançlı ortaklıkları destekleme amacıyla yapılır. Ayrıca bazı medya kuruluşlarının gölge yasaklanması veya belirli içeriklerin algoritmalar tarafından görünürlüğünün azaltılması, kullanıcı etkileşimini ve reklam gelirlerini maksimize etmeye yönelik ticari çıkarların doğrudan bir yansımasıdır. Bu durum, sansürün hem devlet hem de şirketler eliyle sistematik, kapsamlı ve çoğu zaman görünmez bir şekilde işlediğini açıkça ortaya koyar.

Temel aktörler ve etkileşimleri

Çevrim içi sansür ekosistemi, hükümetlerden devlet güvenlik birimlerine, uluslararası teknoloji devlerinden yerel internet servis sağlayıcılarına ve tabandan gelen sivil oluşumlara kadar uzanan karmaşık ve birbirine bağlı bir aktör ağı tarafından şekillendirilir. Bu paydaşlar izole hareket etmez; ilişkileri sürekli değişir ve politika, teknoloji, piyasa güçleri ile kullanıcı davranışlarındaki dalgalanmalara göre evrilir. Aktörlerin rollerini ve uyguladıkları sansür biçimlerini incelediğimizde, dijital bilgi akışının nasıl kontrol edildiğini, bastırıldığını ve manipüle edildiğini, farklı rejimlerde ve kültürel bağlamlarda bütüncül ve net bir şekilde görebiliriz. Bu, sansürün yalnızca tek bir aktörün değil, çok katmanlı, koordineli ve çoğu zaman görünmez bir güç ağı tarafından yürütüldüğünü ortaya koyar.

Devlet düzeyindeki aktörler

Sansür düzeneklerinin zirvesinde devlet kurumları bulunur. Hükümetler, düzenleyici otoriteler ve güvenlik aygıtları, dijital alanı hukuki ve teknik araçlarla kuşatan temel aktörlerdir. Çin’de Çin Siber Uzay İdaresi (CAC) ve Rusya’da Roskomnadzor, merkezî otoritelerin yukarıdan aşağıya işleyen sansürü nasıl sistemli bir yönetim aracına dönüştürdüğünü açık biçimde ortaya koyar. Çin’de CAC, site engellemeleri, anahtar kelime filtreleri ve kritik dönemlerde tüm ağın kapatılması gibi sert sansür yöntemlerini koordine ederken, arama sonuçları ve haber akışlarını algoritmalar yoluyla yeniden şekillendiren daha örtük kontrol mekanizmalarını da devreye sokar. Rusya’da ise Roskomnadzor, başlangıçta Çin’deki kadar bütünleşik bir teknik yapıya sahip olmasa da, son yıllarda denetimi hızla merkezîleştirmeye yönelmiştir. Kara listeler, veri yerelleştirme zorunlulukları ve ülkenin internet altyapısını küresel ağdan koparmayı amaçlayan izolasyon tatbikatları, devletin dijital alan üzerindeki egemenliğini pekiştirme çabasının somut göstergeleridir. Bu tablo, sansürün geçici bir müdahale değil, kalıcı ve kurumsallaşmış bir iktidar tekniği hâline geldiğini net biçimde gösterir.

Çin ve Rusya’nın geliştirdiği kontrol ve gözetim sistemleri başka ülkelere yayıldıkça, yerel internet servis sağlayıcıları, platform şirketleri ve devlet kurumları arasındaki ilişki giderek daha yoğun ve baskıcı bir hâl alır. Çin’in Kuşak ve Yol güzergâhındaki birçok ülke, Çin’in bilinçli olarak muğlak bırakılmış siber yasalarının yerel uyarlamalarını benimseyerek internet servis sağlayıcılarını önleyici sansür ve sürekli filtreleme uygulamalarına yönlendirir. Aynı dönemde, Rusya tarafından geliştirilen analiz ve izleme yazılımları, örneğin Analytical Business Solutions tarafından pazarlanan sistemler, Sovyet sonrası ülkelerdeki güvenlik kurumlarının sosyal medya akışlarını anlık olarak taramasına ve “tehdit” olarak tanımlanan içerikleri hızla ayıklamasına imkân tanır. Bu tablo yalnızca otoriter rejimlerle sınırlı değildir. ABD menşeli teknolojiler de küresel sansür mimarisinin parçası hâline gelmiştir. Cisco ve Blue Coat Systems gibi şirketlerin, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Suriye gibi ülkelerde içerik engelleme ve aktivist takibi için kullanılan ağ filtreleme ve gözetim teknolojilerini sattığına dair güçlü bulgular bulunmaktadır. Bu durum, sansürü mümkün kılan araçların yalnızca Çin veya Rusya gibi otoriter devletlerden çıkmadığını, demokratik ülkelerden de ticari ilişkiler ve pazar gerekçeleri altında ihraç edildiğini açıkça ortaya koyar. Böylece sansür, ideolojik sınırları aşan, küresel ölçekte dolaşıma giren bir teknoloji ve iş modeli hâline gelmektedir.

US Surveillance and Censorship Tools Used Around the World
ABD Menşeli Gözetim ve Sansür Araçlarının Küresel Kullanımı

Devlet dışı aktörler de bu sansür ekosisteminin aktif parçaları hâline gelmektedir. Pekin’deki Baise Yürütücü Liderlik Akademisi gibi kurumlarda eğitim alan yabancı gazeteciler, ülkelerine yalnızca bilgiyle değil, editoryal tercihlerini yeniden şekillendirebilecek bakış açılarıyla geri dönmektedir. Aynı anda, aktivistler ve sivil toplum örgütleri çok daha karmaşık engellerle karşı karşıya kalır. Artık yalnızca yerel baskıları öğrenmek zorunda değildirler; aynı zamanda binlerce kilometre uzakta geliştirilmiş altyapılarla ve hukuki çerçevelerle baş etmeleri gerekir. Bu etkileşim alanında sansür gündemleri ile direnç stratejileri ulusötesi bir bilmeceye dönüşür. Her iki taraf da yabancı modellerden, aktarılan teknolojilerden ve ithal edilen yönetim anlayışlarından beslenir.

Altyapı ve platform sağlayıcıları

Devletin dışında, internet servis sağlayıcıları, telekom şirketleri ve küresel platformlar, sosyal medya ağları, arama motorları ve içerik dağıtım ağları, çevrim içi bilgi akışında kilit noktalar oluşturur. İnternet servis sağlayıcıları, devlet talimatıyla alan adlarını veya IP adreslerini engelleyerek doğrudan sansür uygulayabilir. Rusya ve İran gibi ülkelerde büyük telekom operatörleri, kısmen devletin kontrolünde oldukları ya da sıkı lisans kurallarına bağlı bulundukları için bu tür taleplere direnme imkânına pek sahip değildir. Bu şirketler, Rusya’daki SORM sistemi veya İran’ın devlet kontrolündeki ağ altyapısında olduğu gibi, gözetim ve filtreleme sistemlerini kurmakla yükümlü tutulmaktadır.

İnternet servis sağlayıcılarının internet hızını düşürmesi her zaman yasal ya da siyasi nedenlerle yapılmaz. Çoğu durumda ekonomik kaygılar ön plandadır. Servis sağlayıcılar, maliyetleri azaltmak ve ağdaki yoğunluğu kontrol altında tutmak için yabancı kaynaklı veya çok veri tüketen hizmetleri, örneğin video izleme platformlarını ya da uluslararası bulut servislerini bilinçli olarak yavaşlatabilir. Bu uygulama genellikle yerel ya da servis sağlayıcıyla anlaşması olan platformları öne çıkarır. Bazı hizmetlerin veri kotasından düşmemesi gibi anlaşmalar sayesinde kullanıcılar fark etmeden belirli içeriklere yönlendirilir. Yoğun saatlerde yabancı video servisleri veya veri ağırlıklı uygulamalar yavaş çalışırken, yerel alternatifler ya da servis sağlayıcının iş birliği yaptığı platformlar sorunsuz şekilde çalışmaya devam eder. Bu tür uygulamalar “ağ yönetimi” veya “yoğunluk kontrolü” olarak sunulsa da, pratikte kullanıcıların farklı ve küresel içeriklere erişimini sınırlayan, ticari nedenlerle işleyen örtük bir sansür biçimi yaratır ve etkileri açık sansür uygulamalarına benzer sonuçlar doğurur.

Facebook (Meta), Twitter (X), Google, TikTok ve WeChat gibi büyük platformlar, bilgi akışının kontrolünde kilit rol oynar. Bu platformlar kendi içerik denetim politikalarını uygular ve bu da “yumuşak” sansüre yol açabilir. Örneğin, algoritmalar siyasi muhalefeti geri plana atabilir veya devlet yanlısı içerikleri öne çıkarabilir; bu durum kasıtlı olabileceği gibi, şeffaf olmayan öneri sistemlerinin beklenmedik bir sonucu da olabilir. Otoriter ülkelerde bu şirketler sert seçimlerle karşı karşıya kalır: mesela sansür taleplerine uyarak pazara erişimi sürdürmek veya hizmetlerini tamamen çekmek gibi. Google’ın Çin pazarına girmeyi düşündüğü “Dragonfly” projesi ve LinkedIn’in Çin’de faaliyet gösterebilmek için yerel sansür kurallarını kabul etmesi, hükümetlerin küresel platformlar üzerindeki etkisini gösterir. Rusya’nın Telegram’ı engelleme girişimleri de devletlerin mesajlaşma ve sosyal medya servislerini kullanıcı verilerine erişim sağlamak veya içerik kaldırma taleplerine uymaya zorladığını ortaya koyar. Büyük internet servis sağlayıcıları ve platformlar, Apple’ın App Store’u gibi örneklerde olduğu gibi, bazen bu sansür taleplerine uyar. Örneğin, Apple 2017’de Çin App Store’undan, 2024 Eylül’ünde ise Rusya App Store’undan onlarca VPN uygulamasını kaldırdı. Bu durum, küresel şirketlerin yerel sansür rejimlerinin doğrudan araçları hâline geldiğini gösterir.

Ancak platformlar her zaman pasif davranmaz. Bazıları sınırlı da olsa karşı koyar veya şeffaflık önlemleri uygular; örneğin Twitter’ın geçmişte içerik kaldırma taleplerine ilişkin yayımladığı “şeffaflık raporları” buna örnektir. Kurumsal çıkarlar, ifade özgürlüğü veya marka itibarıyla örtüştüğünde platformlar taleplere uymayı reddedebilir veya hizmetlerini başka ülkelere taşıyabilir. Bu nedenle, platformlar ile devletler arasındaki gerilim, ekonomik çıkarlar, kamuoyu tepkisi ve itibar kaybı gibi faktörler tarafından belirlenen bir pazarlık sürecine dönüşür.

Devlet dışı ve ulusötesi aktörler

Devlet dışı aktörler de sansür ortamını önemli ölçüde etkiler. Bir yanda sivil toplum kuruluşları, STK’lar ve savunuculuk örgütleri bulunur. Örneğin Freedom House gibi endeksler hazırlayan veya OONI gibi açık kaynak testleri yapan kuruluşlar, sansürü belgeleyip takip ederek görünür hâle getirir. Kullanıcılara engelleri aşma araçları sağlar ve platformlar ile devletler üzerinde daha fazla hesap verebilirlik talep eder. Bu aktörler küresel ölçekte etkili olup, Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerde sansürü görünür kılarken, demokrasilerdeki daha örtük sansür biçimlerini de ortaya çıkarır.

Öte yandan, aşırıcı gruplar, troll çiftlikleri ve dezenformasyon ağları durumu daha karmaşık hâle getirir. Bu gruplar sadece sansürün mağduru değildir; aynı zamanda bilgi manipülasyonundan da faydalanır. Örneğin Rusya’daki troll çiftlikleri, platformların içerik denetimindeki zorluklarını kullanarak devletleri ve teknoloji şirketlerini aşırı önlem almaya zorlar ve meşru tartışmaların sansürlenmesine yol açabilir. Bu durumlardaysa, devlet dışı aktörler öyle bir ortam yaratır ki, hükümetler daha otoriter önlemleri haklı gösterebilir. Benzer şekilde, çevrim içi aşırıcı içerikler, aktivistler ve kamu tarafından nefret veya zararlı söylemlerin kaldırılması yönünde talepler doğurur. Bu durum, platformlar ve devletler için sansürü ahlaki açıdan haklı çıkaran bir gerekçe sunar, ancak tehlikeli bir eğime de yol açabilir.

Ayrıca lobiciler, sektör koalisyonları veya meslek örgütleri içerik denetim politikalarını etkiler. Daha sıkı veya daha gevşek düzenlemeler lehine yaptıkları baskılar, ifade özgürlüğü ile sansür arasındaki dengeyi değiştirebilir. Bazı kültürel bağlamlarda, dini kurumlar veya toplum liderleri de platformlar ve internet servis sağlayıcıları üzerinde “saldırgan” veya “dini açıdan hassas” içeriklerin kaldırılması için baskı uygular. Bu aktörler, sansür normlarını farklı yönlere çekebilen çok çeşitli çıkar gruplarını temsil eder; kimi zaman devletle uyum içinde, kimi zaman da ona karşı hareket ederler.


2. bölümü okuyun ve sansürün nasıl işlediğini ve ona nasıl karşı koyulabileceğini öğrenin.

Nym Newsletter.png

İnternet sansürü: SSS

VPN’ler genellikle bilinen çıkış sunucularını kullanır ve bu sunucular sık sık engellenir veya yavaşlatılır. Buna karşılık, mixnet’ler verinin yönlendirilmesini sürekli karıştırır ve rastgeleleştirir, bu da otoriter rejimlerin engelleme çabalarını çok daha zor hâle getirir.

Evet. Mixnet’ler trafiği katmanlı biçimde şifreler ve gerçek gönderici ile alıcıyı gizleyen ek trafik üretir. Bu yüzden İSS düzeyindeki sansür sistemleri HTTP veya HTTPS trafiğini ayırt edemez ve hedef alarak engelleyemez.

Gönüllüler tarafından işletilen mix node'lar, staking veya token bazlı teşviklerle desteklenir ve çıkış noktalarının çeşitlenmesini sağlar. Bu sayede yoğun sansür uygulanan bölgelerdeki kullanıcılar, coğrafi olarak dağıtılmış altyapı üzerinden bağlanabilir.

Nym protokolü, uyarlanabilir yönlendirme ve node değişimlerini yönetmeyi destekler; böylece büyük ölçekli sansür durumlarında trafik, etkilenmemiş node'lar üzerinden hızla yönlendirilerek bağlantının devamlılığı sağlanır.

Kullanıcılar, sansüre dayanıklı hizmetleri kullanma izinlerini kimliklerini veya cihaz bilgilerini açığa çıkarmadan kanıtlayabilir; bu da katı rejimlerde bile anonim erişimi mümkün kılar.

Yazarlar hakkında

Yeni indirimli fiyatlar

Dünyanın en gizli VPN'i

NymVPN’i ücretsiz deneyin